2 Kasım 2010 Salı

yıkıyorum limanları

"ne zaman
bir liman görsem
bağlarım gözlerimi mendillerle,
kör ebesiyim gemilerin,
dokunduğumu yakarım..."


...
limanlarki
ayrılıklara vurgundur,
veda yazar eller sallanışlarda
bilinir yoktur dönüşü,
her giden
bir martı süzülüşüdür;
kendi sessizliği ile gitmiş,
geride kalana çığlık düşmüştür...
çekilince köprüler,
son palamar içeri alındığında
bir sur düdüğü çalar ki;
kıyamet kopar,
mahşer olur
tek kişilik
yalnzılıklarda,
ah
karışır
ah'a,
bir ateş sarar ki yeri-göğü
cehennem bile yanmaktan korkar...
sim siyah olur bir anda sular
ay ışığı bulanır zifire,
katran ıpıltılarda
ölür tüm yakamozlar...
tuz
tuza karışır,
yükselir deniz
ayrılan her gemi
göz yaşında batmıştır
çarpıp tuz dağlarına...
ve
hiçbir sevgili
hiç bir
hiç
dön/e/memiştir...
...
ben
ne zaman
bir liman görsem
bağlarım gözlerimi mendillerle,
kör ebesiyim gemilerin,
dokunduğumu yakarım...
korkarım ayrılıklardan
onun için
sevmemişim kimseleri...
ilk gelenimsin,
son kalanım ol
ve
istedimki
hiç bir limana düşmesin yolumuz
bu yüzden sevgili,
geldiğinde sen,
ilk öptüğümde alnından
o,
derme-çatma iskelede…
ben,
yıktım tüm limanları,
yaktım tüm gemileri,
girdaplar yazdım her yoluna ayrılığın…

kalalım diye
ve
söküp alıyorum,
ne kadar tuz varsa gözlerinde,
denize k/atıyorum...
...
a&m

30 Ekim 2010 Cumartesi

26.10 şiiri


...
Sen bana /yalnızca
Ve sadece
Kahpe sensizliği sor
Rezil beklemeyi , özlemeyi sor.
Tanrı şahidimdir
Kurda kuşa
Dağa taşa bile anlatabilirim.
Demem o ki uzaktaki yakınım:
Vuslatlara yabancıyım,
Ama,
Seni özlemenin kitabını yazabilirim.
Kamuran Esen
...
ne zaman
elinden ayrılsa elim
efsunlu sular içirilir
bir çekirge hissederim kendimi
peşime düşer kırlangıç,
kendime düşman olurum...
iplere kırk düğümler bağlanır
kırk bin kere
boğazıma dolanır
kendi iskemlemi tekmelerim...
kara kara kilitlerle kilitlenir kapılarım
arkasında
elleri yüzünde
çaresiz bir ben
kör kuylardır gözlerim
anahtarlar atılır...
...
hiç bir içkinin
bu ateşi
söndüremeyeceği demdir
kendimi atarım üstüne,
kendi ateşimi
kendim harlarım
kor kor olur
yanar ha yanar,
daha demin gittiğini tütsülerim...
...
sana
"hoşça kal"
diyen dilime
bıçak olur dişlerim,
deşerim ciğerlerini
...
elim,
havada
serseri bir mayındır
dokundursam cebimi
param parça olurum
koynumada sokamam
kıyamam kokuna
öyle
havada
bir yaprak gibi
sallana
sallana...
...
en usta mimarın
statiğine inat
hiç bir depremde sarsılmayacak denli
çakılı kalır ayaklarım
kök salarım,
kıpırdamam / bıraktığın yerde-n/
bir budha heykeli
adarım sana...
...
gözlerim mi?
biliyorsun,
sorma!
ama
gözlüklerimi öldürürüm,
tanık kalsın istemem
ağladığımın ardında
...
ne zaman
elinden ayrılsa elim
bir sardunya düşer
soğuk bir yangının
orta yerine...
...
bende,
bende "seni özlemenin kitabını yazabilirim"
...
a&m

29 Ekim 2010 Cuma

hava parçalı şiirli


...
bir tuhafım
hiç bir şey yapasım yok,
oysa deli gibi koşmak istiyorum ve hanidir özlemini çektiğim serin bir hava var
ama
ben küsüm,
neye küsüm,
neden küstüm,
kime küstüm bilmiyorum...
kendimi vurdum koltuğumun altına,
kırış kırış oldum,
sıkıyorum kendimi iyice
sıksam kırılırmı kemikleri benim
kırılsam düzelirmi her şey
bilmiyorum...
paslı bir çivi gibi batmışım kendime
tetanos korkusu var içimde
kangren olurmu yüreğim,
kesip atarlarmı,
dayanağım olurmusun,
destek olurmusun benim tökezlemelerime,
düşmemem için tutarmısın beni
her dilim sürçtüğünde?
...
bu gün güneş intihar etmiş
asıp bulutların arkasına kendisini
soğuk bir iple
akşamda ay ışığı kendisini sele atıp kaybolmuştu
yıldızlar onu aramaya çıkmıştı yağmur boylarında
elleri koynunda bir yalnızlıkla başbaşa kalmıştım
kala kala!
...
çakıl taşlarım ne kadar deniz kabuğum varsa hepsini yemiş
dağa kaçmışlar sonradan
dizilip üst üste
uçuruma kesmişler diplerini
geçsem üstlerinden atacaklar beni
altlarından geçsem üstüme düşecekler
belki kurtulurum
belki kıyamazlar bana
ama gölgemi ezerler / öldürürler
hiç sevmedi onlar gölgemi
alışamadılar bir türlü
oysa gölge /m benim
binlerce yıldır benimle o
düşünsene bir
nasıl olur gölgesiz adam
gövdesiz bir yaprak gibi
söylüyorum
ama
dinlemiyorlar
gölgem benim köklerim
keserseniz ölürüm
korkuyorum...
...
hiç bir şehir benim olmadı
her şehirde yarım kaldım
benim diyemedim hiç birine
adını
şehir adı yapıyorum
seni bir şehir...
kapılarını zorluyorum
kapansın diye herkese
kaçıp içinde saklanasım var
en sıcak köşene
portakal ağaçları ekili içinde
limon çiçekleri hiç solmamış
birde ıhlamurlar,
en genç mevsiminde takılıp kalmış iğde çiçekleri
nergisleri saç diye takmışsın
ve
bir deniz kıyısındasın
rüzgarında;
bayılırım koku /su/ nda...
bulutların hep bembeyaz
hep o yağmurlar yağar
hep o güneş açar
hep gök kuşağı çizersin
kadim bir yapıdan ibaretsin
kadim
ve
güzel
kapat kapılarını
peşimden gelen var
öldürecekler gölgemi
bırakma
kapını kapa...
...
bir parça aydınlık buluyorum içimde
gözlerimi sokuyorum içine
o bozkırdan kalma rüyalar görüyorum
bir kısrağın yeleleri ellerimde
bulutların üstünde ben...
isa'yı geçiyorum
ellerinin kanı halen sımsıcak
ağzında
son yemekteki şarabın
mis gibi kokusu
sarhoş oluyorum...
muhammed mirac'ı henüz bilmiyor
belkide yalan!
yelesi ellerimde kısrağın,
bulutların üstünde bir deniz,
koşuyoruz...
...
üşüyorum birden
bir iğne batışı yalnızlık
en nazik yerine içimin
titremelere tutuluyorum
tipi oluyor uzaklığın
yolları kesiyor
aç kurtlar iniyor
gözlerindeki son fer'e bakıyorlar yüreğimin
iştahla!
ellerimle kapatmak istiyorum
ellerim yok!
/ellerim ol!/
...
bir tuhafım
hiç bir şey yapasım yok
oysa deli gibi koşmak istiyorum ve hanidir özlemini çektiğim serin bir hava var
ama
ben küsüm,
neye küsüm,
neden küstüm,
kime küstüm bilmiyorum...
...
seni istiyorum
hadi gel
hadi
senki
bir şubat sancısısın
annemin kasıklarındaki
doğuşumun müjdesi
hadi
tırnakları ol annemin
kerpiçlere geçir kendini
dizi ol; kırıl
suyu ol; ak
yeniden,
bir daha doğmak istiyorum ellerinde
hadi
beni
ellerine bırak...
...
ben küsüm,
neye küsüm,
neden küstüm,
kime küstüm bilmiyorum...
hadi
içine karıştır
benimle barıştır beni
bir kez daha
...
korkuyorum...
tutukla beni,
beni hapset,
hücrene at,
katıksız sevgine mahkum et!
...
hiç bir şey yapasım yok,
bir tuhafım bu gün,
hava parçalı şiirli
...
a&m

22 Ekim 2010 Cuma

18:25 yolcusu


...
18:25 yolcusu
...
"boş bir kırlangıç yuvasıydı sallanan
bileğinin ucunda..."
...
ellerinin boşluğu
zemheri oluyor ellerimde,
el salladığın tipi
ve
ben dağların ötesine gidiyorum
senden,
seni bırakıp...
/ki sen
bilmezsin sensizliği,
sorma bana,
anlatamam!
sen hiç sensiz kalmazsın
bu yüzdendir ki
bu ne menem bir acıdır,
anlayamazsın!/
şehrin küçülmeye başlıyor
gözlerimi açabildiğimce açıyorum
sanki şehrin büyüyecek
ama
yinede
başaramıyorum...
...
daha demin,
daha demin
üşümüş bir serçeydi
ellerimde ellerin...
ellerim sıcacıktı,
daha demin;
on sekiz yirmi beş'te...
...
avuçlarımda
bıçak kesiği bir soğuk,
şehrin ufalıyordu
ufaldıkça
tuz zerresi olup
düşüyordu avuçlarıma,
ellerinin boşluğu
bıçak kesiği bir soğuk
avuçlarımda...
...
bir tren kalkıyor avuçlarından,
amansız bir kar yağıyor,
göz gözü görmüyor,
sen bağırıyorsun
"on sekiz yirmi beş yolcusu kalmasın!"
nolurdu sanki
anlasaydın
ben
istedimki
avuçlarını yumasın...
...
on
sekiz
yirmi
beş...
bir tren
tek yolcusu ben
kalkıyor avuçlarından...
...
son kez bakıyorum,
bileğinin ucunda
boş bir kırlangıç yuvası sallıyorsun...
saat
on sekiz yirmi beş...
...
a&

20 Ekim 2010 Çarşamba

şehrimin sensiz hali...


...
Gecem erken dur dur
Gözlerine bakmazsam uzun bakmazsam
Gecem erken inecek bitecek tükenecek gibi de değil
Dur bi sokak daha aydınlık edineyim
Gecem erken
Arif DAMAR / Dur Dur
...
şehrimin sensiz hali
...
gaib'dir tüm sesler,
ürküten,
acıtan iğne gibi,
saçlarımın dibini...
kör hattatlar
yazar yazgısını;
kurşuni siyah...
baykuşlar çizer
duvarlarına
elden alil nakkaşlar...
tüm sokakları
cehennem ağzıdır;
bir ufacık adımını gözler
kan rujlu zebaniler...
tüm şarkılarının
makamı bayati,
orkestralar
mezarlıklarda kuruludur
ve
çan çalar,
sela söyler...
...
biri beni takip ediyor
adımlarımı sayıyor
bir tuzağa yürüyorum
hiç bitmesin istiyorum yollar,
bir kör kuyunun ağzıdır sonu,
biliyorum,
korkuyorum...
kaçıyorum önünden,
odama sığınıyorum,
düğmeye dokunuyorum;
simsiyah bir ışık!
dönüyorum
kapım yok,
pencerem kayboluyor bir anda,
perdelerim
kirli birer urgana dönüşüyor,
boynum,
tam kırılacak yerinden uyuşuyor...
ölüyorum...
...
son nefeste
son nefeste adını
adının harflerini topluyorum
kelime-i şehadet bilip
okuyorum...
...
bir ince ışık önce,
sonra yıkılır duvar,
aydınlık bir yol öncesinde
ve
sen
dağlarının başında/n
soluklar katıyorsun soluğuma,
ayaklarını ayaklarım yapıyorsun
koşuyorum...
dönüp bakmıyorum
sensiz şehrimin haline,
bakamıyorum!
gözlerinin feri sönmüş,
içi boşalmış
karanlık yüzlü bir kadavradır,
biliyorum...
.
.
.
yinede
yinede
koynunda
çiçekler saklı şehrimin
senin için,
sen geleceğin gün için ektiğim...
sen,
kurtulup kelepçenden
bir daha / gitmemek üzere
geleceksin
bekliyorum...
...
a&m
...
resim : Nehir

19 Ekim 2010 Salı

küs-me / mece


...
küs parmağımı kesip
cehenneme attım...
ama
sende
yapma...
artık küsecek parmağımda yok...
...
a&m

18 Ekim 2010 Pazartesi

"ruhum, mısra çekiyorum haberin olsun"


"hiç bir züleyha
beklemesin boşuna,
bu gece
tüm yusufları öldürüyorum!"
...
/ bir hançerdir sessizliğin
geceyi yırtan,
bilemezsin.../
...
bir yıldız kaydısı olup
tam içime düşüyorsun
uçurum oluyorum
boydan boya
üstümden
kendime bakıyorum,
korkuyorum,
sana tutunmak istiyorum;
sesini arıyorum
aşk yordamıyla...
...
derin bir sessizliksin,
sustuğun nefesim oluyor
daralıyorum...
...
sen
bir
yıldız kaydısı...
.
.
.
oysa
ben
sana
bakarken
kendi gözlerimi görürüm
ışıl ışıldır
ama
sen
bir yıldız kaydısı olursun geceleri,
gözümde
ışıkları söner şehirlerin
ıssızlaşırım
katran dereleri akar içimde
...
neden
ben
her gece
ıslanmış bir yaz böceği sesi
olurum;
duyulmam?
...
bir yıldız kaydısı olup
tam içime düşüyorsun;
dipsiz bir kuyu oluyorum
/kuyuda yusuf/
düştükçe düşüyorum
/hiç bir köle tacirinin urganı uzanmayacak/
...
elini tutamıyorum,
saramıyorum seni,
öpemiyorum
ve
hatta
sen korkarken uykularında
ben
çaresiz bekliyorum
tek bir şey kalıyor geriye
/alın terim kadar hakkım,
onuda saklıyorsun!/
ahhh!
son yeşili eylül'ün
seni özlüyorum
...
sağanak demiştin
sağ-anak...
işte
yine
biri
memelerine sım sıkı asılmış
gözlerimdeki bulutların
sağanak
sağanak
sağıyor
ve
ellerin / e
öyle
hasretim/
ve
öyle yabancı ki
ve
soğuk;
buzdan...
tutmaya çalışıyorum
üşüyorum
kayıp
düşüyorum
/ kuyuya/
sağanak
sağanak doluyorum içime
duy beni
boğuluyorum...
duy
duy
duy
yoksa
hiç bir züleyha
beklemesin boşuna
bu gece
tüm yusufları öldürüyorum...
...
a&m

15 Ekim 2010 Cuma

aşk ol / sun tanrı...



...
bende,
bende geçmişin tortusuyum;
birikmişim ellerinde,
çıkanların ardında
kalan,
gelen
de yada
gelen;
sonradan...
sende,
yağmurlarında yoğurup beni
şekle sokansın,
üfeyen sonra
ağzıma;
"ol!" diyenimsin
/lir telleri ile sevişen
parmaklar eşliğinde/...

/ellerinde varolmuşum yüreğinin/
yormuşum seni,
üç gün,
beş gün,
az yada çok
/söz konusu sen olunca
içi boşalıyor
zaman denen kavramın
artık hiç bir anlamı yok!/
asmışsın yorgunluğunu
benim kavak yelime,
uzanıp
dinlenmişsin
ve
aşk'a demlenmişsin...
...
"ol!"
dedin,
aşk oldu;
aşk oldun,
aşk oldum...
yaradanımsın,
biat ediyorum;
yüreğini secde bilip
kapanıyorum;
bir tırtıl kozası ruhum!
o ruh
artık senin yatağındır
bil!
tenine,
terine,
kanıma hazır,
hadi
koynuma gir...
.
.
.
senden
mavi bir kelebeğe
hamile kalıyorum...
...
aşk olsun tanrı
aşk olsun
aşk ol...
...
a&m

seni özlemek


...
demin,
daha demin
uzanıp ucuna dağlarının,
dudaklarına dokundum
dudaklarımla...
özlemini öptüm
en yangın halimle,
bulutlar duman duman...
çocuksuluğumun yüzünde
bir neron tebessümü...
...
a&m

14 Ekim 2010 Perşembe

yağmur bereli kırlangıç



ne kadarda severdim
o hallerini yağmurun,
sana
"sokağa çık,
birlikte ıslanalım" diyecektim
sustun!
siyah bir "sus" tun
birileri
düğmelerine basmıştı sustaların
ucu açık bıçaklar yağıyordu,
her damla
saplanıyordu etime,
kanıyordum
oysa
severdim o hallerini yağmurun
sana
"sokağa çık,
birlikte ıslanalım" diyecektim...
...
ucu açık bıçaklar yağıyordu,
delik deşik oluyordu
tenimde
dokunduğun
her yer
/parmak uçlarını
dilimin altında sakladım
korunsun diye
yinede!/
kanıyordum,
denize karışıyordum,
köpek balıkları
okyanuslardan
kan kokuma vuruyordu kendini
ve
sen
bilirsin
şemsiyeleri reddettiğimi,
sürüden ayrılan bir kırlangıcım üstelik
üstelik saçak altlarına haram demişim,
sesine sığınmışım
bilirsin...
yinede
sus-tun
gördüğün halde kanadığımı...
...
halen
akşamdan kalma
sadist bir yağmur
birer çelik ışıltısı
ve
bıçak iştahıyla
içime saldırmakta
ben;
yağmur yaralı kırlangıç...
yaralarıma
sardunya yaprakları basıyorum
ve
bir çocuk umuduyla
bekliyorum...
gök kuşağından önce gel,
aklım başımdan gitmeden...
...
"yağmur yağıyor,
sokağa çık,
birlikte ıslanalım;
kanım kanına karışsın"