
ne zaman
nefes alsam
sen olursun mevzu...
rüzgar esende,
gece olanda,
ve gün ışıdığında,
yelkovan her saniyenin üzerinden geçince mesela...
ne alaka şimdi ayvalık tostunu ısıran çocukta seni hatırlamak,
at nallarının arnavut kaldırımlarda çıkardığı seste,
bir rum evinin penceresindeki ortanca ile ne alakan var senin,
ya da ikinci mevki kompartmanlarda sigaraya ses etmemelerinde?
mesela biz seninle hiç uçurtma da uçurmadık,
rüzgarla sevişen ipler zorlamadı hiç,
kırmızı dutlarda kızaran ellerimi geç,
böğürtlenleride yok say,
parmaklarımdaki bu kızıl sancı ile ne alakan?
şarap içmedik mesela seninle,
ama sen saklıydın dün gece
ev yapımı bir şarabın içinde,
çıkıp oradan bir keman sesine girdin,
oradan tül olup sallandın açık pencerede
ve ben uzanıp pencereyi kapattım,
üşümeyesin diye
malum,
mevsim kış
ve sen öksürüyorsun bu ara,
demiştim sana
hava soğuk,
"sıkıca sar boynunu"
bak,
üşümüş, kırmızı serçe ayaklarındasın bu anda...
dün,
nereden geldiyse durduk yerde horoz şekerleri geldi aklıma
leblebi tozu,
baston çikulata,
sarı saman kağıttan matematik defterleri,
siyah önlüğünün içinde küt saçlı bir kız,
ve alican değildi o çöpten çocuğun ismi
cin ali derdik,
yani
dün
ne alakan vardı kibritçi kız ile senin?
...
sancım var bu anda
ve
öksürüklere boğuluyorum,
göğsüm fena batıyor...
sen koyuyorum ağrımın adını
...
sen
her anımda
ve
her zaman
mavi saçlı şiirlerimin annesi;
ömrümün kadını...