18 Ekim 2010 Pazartesi

"ruhum, mısra çekiyorum haberin olsun"


"hiç bir züleyha
beklemesin boşuna,
bu gece
tüm yusufları öldürüyorum!"
...
/ bir hançerdir sessizliğin
geceyi yırtan,
bilemezsin.../
...
bir yıldız kaydısı olup
tam içime düşüyorsun
uçurum oluyorum
boydan boya
üstümden
kendime bakıyorum,
korkuyorum,
sana tutunmak istiyorum;
sesini arıyorum
aşk yordamıyla...
...
derin bir sessizliksin,
sustuğun nefesim oluyor
daralıyorum...
...
sen
bir
yıldız kaydısı...
.
.
.
oysa
ben
sana
bakarken
kendi gözlerimi görürüm
ışıl ışıldır
ama
sen
bir yıldız kaydısı olursun geceleri,
gözümde
ışıkları söner şehirlerin
ıssızlaşırım
katran dereleri akar içimde
...
neden
ben
her gece
ıslanmış bir yaz böceği sesi
olurum;
duyulmam?
...
bir yıldız kaydısı olup
tam içime düşüyorsun;
dipsiz bir kuyu oluyorum
/kuyuda yusuf/
düştükçe düşüyorum
/hiç bir köle tacirinin urganı uzanmayacak/
...
elini tutamıyorum,
saramıyorum seni,
öpemiyorum
ve
hatta
sen korkarken uykularında
ben
çaresiz bekliyorum
tek bir şey kalıyor geriye
/alın terim kadar hakkım,
onuda saklıyorsun!/
ahhh!
son yeşili eylül'ün
seni özlüyorum
...
sağanak demiştin
sağ-anak...
işte
yine
biri
memelerine sım sıkı asılmış
gözlerimdeki bulutların
sağanak
sağanak
sağıyor
ve
ellerin / e
öyle
hasretim/
ve
öyle yabancı ki
ve
soğuk;
buzdan...
tutmaya çalışıyorum
üşüyorum
kayıp
düşüyorum
/ kuyuya/
sağanak
sağanak doluyorum içime
duy beni
boğuluyorum...
duy
duy
duy
yoksa
hiç bir züleyha
beklemesin boşuna
bu gece
tüm yusufları öldürüyorum...
...
a&m

15 Ekim 2010 Cuma

aşk ol / sun tanrı...



...
bende,
bende geçmişin tortusuyum;
birikmişim ellerinde,
çıkanların ardında
kalan,
gelen
de yada
gelen;
sonradan...
sende,
yağmurlarında yoğurup beni
şekle sokansın,
üfeyen sonra
ağzıma;
"ol!" diyenimsin
/lir telleri ile sevişen
parmaklar eşliğinde/...

/ellerinde varolmuşum yüreğinin/
yormuşum seni,
üç gün,
beş gün,
az yada çok
/söz konusu sen olunca
içi boşalıyor
zaman denen kavramın
artık hiç bir anlamı yok!/
asmışsın yorgunluğunu
benim kavak yelime,
uzanıp
dinlenmişsin
ve
aşk'a demlenmişsin...
...
"ol!"
dedin,
aşk oldu;
aşk oldun,
aşk oldum...
yaradanımsın,
biat ediyorum;
yüreğini secde bilip
kapanıyorum;
bir tırtıl kozası ruhum!
o ruh
artık senin yatağındır
bil!
tenine,
terine,
kanıma hazır,
hadi
koynuma gir...
.
.
.
senden
mavi bir kelebeğe
hamile kalıyorum...
...
aşk olsun tanrı
aşk olsun
aşk ol...
...
a&m

seni özlemek


...
demin,
daha demin
uzanıp ucuna dağlarının,
dudaklarına dokundum
dudaklarımla...
özlemini öptüm
en yangın halimle,
bulutlar duman duman...
çocuksuluğumun yüzünde
bir neron tebessümü...
...
a&m

14 Ekim 2010 Perşembe

yağmur bereli kırlangıç



ne kadarda severdim
o hallerini yağmurun,
sana
"sokağa çık,
birlikte ıslanalım" diyecektim
sustun!
siyah bir "sus" tun
birileri
düğmelerine basmıştı sustaların
ucu açık bıçaklar yağıyordu,
her damla
saplanıyordu etime,
kanıyordum
oysa
severdim o hallerini yağmurun
sana
"sokağa çık,
birlikte ıslanalım" diyecektim...
...
ucu açık bıçaklar yağıyordu,
delik deşik oluyordu
tenimde
dokunduğun
her yer
/parmak uçlarını
dilimin altında sakladım
korunsun diye
yinede!/
kanıyordum,
denize karışıyordum,
köpek balıkları
okyanuslardan
kan kokuma vuruyordu kendini
ve
sen
bilirsin
şemsiyeleri reddettiğimi,
sürüden ayrılan bir kırlangıcım üstelik
üstelik saçak altlarına haram demişim,
sesine sığınmışım
bilirsin...
yinede
sus-tun
gördüğün halde kanadığımı...
...
halen
akşamdan kalma
sadist bir yağmur
birer çelik ışıltısı
ve
bıçak iştahıyla
içime saldırmakta
ben;
yağmur yaralı kırlangıç...
yaralarıma
sardunya yaprakları basıyorum
ve
bir çocuk umuduyla
bekliyorum...
gök kuşağından önce gel,
aklım başımdan gitmeden...
...
"yağmur yağıyor,
sokağa çık,
birlikte ıslanalım;
kanım kanına karışsın"

13 Ekim 2010 Çarşamba

geldin - I



umut,
akşamdan kalma
bir türkü tortusudur
ve
o
akşamlar hep oldu bende,
türküde,
umutta...
gelecektin,
mutlaka gelecektin
söz vermiştin
bin yıllarca önce...
bekledim
bekleyecektim...
...
kaç kent kuruldu,
kaç savaş oldu,
kaç kent vuruldu?
ben,
kayıp bir çocuktum
yıkıntılar içinde
umuduna tutundu/ğu/m

henüz takvim icat edilmemişti,
saatleri bilmezdi kimse henüz
güneş tek hakimiydi zamanın
kaç sıcak
kaç yanış
kaç kuraklık geçirdim...
eylül gelecekti/n
yağmurlarınla,
arındırıp,
durultacaktı/n
bekledim,
sabırla!

dünya dümdüzdü
"dönüyor" diyeni yargıladılar
korktu,
inkar etti
ama
ben
hep
dönecek dedim
korkmadım yakılmaktan
inatla
dönecek!
söz vermiştin...

gelecektin
gelecektin
gelecektin
çünkü
geleceğimdin...
...
ve...
.
.
.
koştum sonra
tarihleri su gibi içip
zaman içinde zamana
inkarcı oldum
tüm yaşamışlığıma...
parmak atıp,
geçmişin rahmini deştim
ellerine düştü/m senin
anlamsız bir kan topağı tadında...
.
.
.
şimdi
buğday renkli
arınmış bir çocuğ /un/um
başaklarında,
zamanlardan bir eylül...
...
a&m

12 Ekim 2010 Salı

ve sair...



coğrafyanda
kaybolmuş
bir çocuk sesiyim
senli şarkılar söyleyen,
sana dair şarkılar...
...
kayalıklarına
rüzgarlı şiirler resmediyorum,
kırlangıç yüzlü şiirler,
deniz kokulu/m
umudu/m/u...
...
kıyılarında,
mutlu,
serseri bir martıyım
senin...
kızıl güneşinle oynaşır,
balıklarla öpüşürüm çığlık çığlık
hiç yolum düşmemiştir çöplüklere
mavi sularına vurgun/um...
...
tel örgüleri yıkmış
deli bir çocuk nefesiyim
nefesine karışan
nefes nefese...
nemrut yüzlü
bir yalnızlık
firarımı verir yoklamalarda.
inadına
adım yazılı durur defterlerde
oysa
hükmüm yoktur artık benim,
hükümsüzüm senden başka herkese!
...
ah
o
gecelerin yokmudur senin?
en çokta geceleri/n
geceler/in üşütür beni
yağmursuz ıslanırım.
sıtmalı bir çocuk gibi,
/yada dalda son yaprak de sen şuna,
son yaprağın düşerim korkusu koy adını/
titrerim...
bir rüzgar olur esersin
/benden uzağa/
soluğumu kesersin
uçamam peşin sıra
öldüresim gelir yelkovan kuşlarını
kıskançlığımdan!
...
bir
çocuk sevinciyim
coğrafyasında yüreğinin
ve
parmaklarına çizmişim yollarımı
ince
uzun...
tırnakların
ki
bir uçurum,
bırakma
düşersem
paramparça olurum...
...
bir
çocuk
şarkısısın
çatlak dudaklarımda
aşka dair...
...
ve sair...
...
a&m

7 Ekim 2010 Perşembe

Adem ile Havva ve Elma


...
ADEM ile HAVVA
...
ben,
simyacıyım...
toprakmışım bir avuç;
avuçlarımda
zerre zerre biriktirdiğim;
her gidenin ardında kalan...
ve
hep avuçlarıma yağdırmışım yağmurlarımı
kimseler görmemiş,
kimseler bilmemiş
/ve
ıslatmamışımdır hiç kimseyi.../
yormuşum sonra
yoğurmuşum,
her giden
ateşini bırakıp gitmiştir arkasında,
kendimi günahkar bilip
cehennemine atmışım;
pişmişim...
en sonunda
içim demişim
içimden demişim,
iç kopartıp
içimden,
sevmişim;
"ol sevgi ki;
altın eder toprağı..."
seni
altın bir bıçak yapıp,
saplamışım kaburgama...
...
ya da:
"aymışam yarı gecede,
seni bulmuşam sonradan..."


***

ve ELMA
...
ve
ısırıyorum...
dünyaysa
dünya,
ölümse
ölüm!
vaz geçiyorum
senin saltanatından tanrı!
bedelsin kaburgamın altın parçasına,
satıyorum seni;
reddediyorum senin cennetini!
korkmuyorum,
istediğin cehennemde yak beni!
...
"jilet yiyen kız merih'li gecem
birlikte bulacağız belâmızı
sonumuz kuşkusuz cehennem
kırmızı kırmızı kırmızı"

...
a&m

6 Ekim 2010 Çarşamba

bana bir güneş çiz


...
ocak'tı;
ayaz'dı,
bir sabaha karşıydı,
buz tutmuştum,
annem soğumaya yeni başlamıştı...
bir heykel kadardım
onun kadar sert
ve
onun kadar duygusuz...
ağlamadıysam burada eğer,
bir daha hiç kimse için
ve
hiç bir yerde ağlamayacaktım...
.
.
.
ey tuz /umun/ tanrısı
sözümden döndüm;
sana biat ediyorum...
.
.
.
yüzümün coğrafyasında
nehirleri keşfettim bu gün,
/hanidir kıyısında
şakıyan yağmur kuşları,
merak etmiştim...
sonra bulutlar,
sonra sağanak...
buymuş birazda
eylül'de ıslanmak,
buymuş demek ki
sırılsıklam aşk.../
...
artık,
yelkenler açılır gözlerimde;
hasretleri kavuşturur gemiler...
çocuk mutlulukları karışır suyuma
ufacık kulaçlarından...
mektuplar atılır
şişeler içinde,
faili belli aşkların
meçhul adreslerine...
martıları
çekip alırım çöplüklerden artık...
kimbilir,
belki
mutlu bir yunus bile çizersin;
kanamayan...
...
ve
fazla yağdırma,
taşmasın,
bulanmasın...
...
şimdi
bir iklim diliyorum senden,
bana
eylül'e yaraşır bir iklim çiz...
sarı saçlı tarlalar,
tarla kuşları,
yaz böceklerinin vayvelası olsun içinde...
göç'ü reddeden bir kırlangıç
iklime takılıp kalsın...
hiç bir bağ
bozguna uğratılmasın ama...
bulutları kaldır,
ince bir esinti koy,
/tatlı bir sızı gibi/
çocuklar uçurtma uçursun
masmavi gök yüzünde...
...
yık duvarlarımı benim,
gözlerimdeki sisi al
ve
bana bir güneş çiz
adı sen olsun...
...
a&m

5 Ekim 2010 Salı


...
sustun,
gittin,
seni bekliyordum oysa ben...
sana,
toprak damlı evlere nasıl yağar yağmur
onu anlatacaktım
ve
o evlerde yağmura eşlik edip
türkü söyleyen çocukları...
gittin!
seni bekliyordum oysa ben,
"yağmurda üşümüş kuşlar gibiyim"...

...
biri tanıktır,
camdan,
kapıdan,
bahçeden beni gözlüyor
biri,
birileri...
sokağa ne zaman adım atsam
peşimdeler
biliyorum,
acımı tutanaklara geçirecekler
ve yüzüme okuyacaklar günü geldiğinde
yokluğun;
suçuma en büyük kanıt!
gittin,
dön gel
karanlıklara düşürüyor beni sessizlik...
biri,
birileri
beni gözeltliyor
tutanaklara geçiyor sensizlik...
...
yağmur yağıyor,
biri,
birileri;
bir kadın,
bir erkek
beni gözetliyor,
sokağa şemsiyesiz çıkmamı bekliyor,
pusu kuruyorlar sevdama,
ıslatacaklar,
suçüstü yapacaklar!
...
yağmur yağıyor,
biri
derin derin soluk alıyor ensemde
ağzı tıka basa,
tahrip gücü yüksek bir kahkaha
patlasa öldürecek...
...
sana
toprak damlı evlere nasıl yağmur yağar
onu anlatacaktım oysa
ve
eylül yağmurlarının güzelliğini...
...
gittin...
...
geldiğinde
gök gürlesin üç defa
korkup sana sarılayım...
...
a&m

...
birazdan
bir bıçak inecek yüreğine rüzgarın;
dinginleşecek,
masmavi bir çarşaf olup gerilecek
ve
en yangın haliyle
kızıl bir güneş
denizin koynuna girecek...
çırpınacak deniz,
kuduracak,
kayalara vuracak kendini
dalga
dalga...
.
işte
ben,
bir yunus yarasıyım bu anlarda
kan
revan efkarım;
dilimde
bir balıkçının
aşka dair
yorgun bir türküsü;
sigara değmiş gibi yakar...
.
sen gelirsin yine aklıma;
düşlerimi götürürsün
tutup elinden,
bir çocuk gibi...
seni düşlerim,
sana düşerim...
...
bir keman çalınır bir yerlerde,
soyup kekeme derisini dilimin
sana bir şiir okurum
en şaşkınından...
bir bardak şarap,
/sen;
yalınayaklı bir çocuk,
rüzgara karşı duran./
kulaklarını
en umutlu harflerimle öperim,
şarabı
dudaklarından içerim
dolanıp beline...
güneşi
senin gözlerinde batırırım,
yunuslar oynatırım pırıltılarında
şen şakrak..
sesinin gölgesinde uyumak sonra
sarılıp boynuna,
dişlerinde öpmek
samanyolunu
utanmadan
ay ışığından...
.
güneşi kaçırıyorum
koynundan denizin,
sana getiriyorum...
varsın kesmesin rüzgar,
varsın beklesin deniz,
kudursun dalga dalga...
...
dilimde
en diri türküler...
...
a&m
...
resim : nehir / yunus yarası